“Hafta sonu geldi. Yorucu bir haftaydı ama yaptığın proje çok beğenildi ve uzun zamandır beklediğin terfiyi aldın. Biraz eğlenmeyi hak ettin. Arkadaşların oturmuş seni bekliyor. İçlerinden biri daha merhaba demeden “sen biraz kilo mu aldın?” diye soruyor. “Yoo kıyafettendir herhalde” diyorsun. Yemekler sipariş ediliyor. Biri kinoalı avokadolu salata söylüyor, diğeri karabuğdaylı. Menüye bakıyorsun, tavuk şinitzel nefis görünüyor ama arkadaşların zaten zayıf olmalarına rağmen salata söylediler. Tavuk şinitzel istemeye utanıyorsun. Sen de salata söylüyorsun. Arkadaşların temiz beslenmeden ve yaptıkları sporlardan bahsediyorlar. Sen de aldığın terfiden bahsediyorsun, arkadaşların tarafından takdir edilmek, başarını kutlamak istiyorsun ama konu yine beslenmeye geliyor. Keyfin kaçıyor. Eve gitmek istiyorsun. Eve giderken anneni arıyorsun. İşte olanlardan, aldığın terfiden bahsetmek istiyorsun. O ise dışarıda ne yediğini soruyor. "Pis pis yağlı şeyler yeme, kilo alacaksın” diye de ekliyor. Moralin bozuluyor. Sadece salata yediğin için de karnın iyice acıkıyor. “Bu saatte yememem lazım” deyip midenin guruldamasına aldırmadan yatağa giriyorsun. Uyumaya çalışıyorsun ama olmuyor. Aldığın terfiden dolayı hissettiğin mutluluğun yerini, yetersizlik hisleri alıyor...”
Diyet kültürü, zayıf olmanın iyi, kilolu olmanın kötü olarak kabul edildiği, beden ölçüsünün, ağırlığının ve şeklinin aşırı önem taşıdığı, gıdaların iyi, kötü, temiz gibi sınıflara ayrıldığı bir düşünce ve davranışlar sistemidir.
Diyet kültürü zayıf olmanın sağlıklı ve mutlu olmanın tek yolu olduğunu savunur. Fakat zayıf olmak için yapılan, insan sağlığını bozan, mutsuz eden uygulamaları da görmezden gelir. Yani zayıf olmaya giden her yol mubahtır. Diyet kültürü, evde, okulda, işte, sosyal medyada, her yerde karşımıza çıkar ve hayatımızı dört bir yandan sarar.
Yapılan araştırmalara göre diyetler kısa vadede kilo kaybı sağlarken, uzun vadede kaybedilen kilonun korunması konusunda yardımcı olmamaktadır. Diyet sonrası oluşan bu kilo verme, alma döngüsünün ise sağlığı olumsuz yönde etkilediği, yeme sorunlarına, bozukluklarına, beden algısında ve benlik saygısında bozulmalara yol açtığı tespit edilmiştir.
Artık güvenilirliğini kaybeden diyetler, kılık değiştirerek zayıf ve fit olmayı, “"sağlıklı yaşam” adı altında dayatmayı sürdürüyor bizlere. Günümüzde diyet kültürü bize sağlıklı olmayı vaat ederken aslında bunu direkt olarak zayıf olmakla ilişkilendirdiğini görüyoruz.
Peki bunun ne zararı var?
Tüm bunlar kulağa zararsız hatta faydalı geliyor olabilir. Fakat yapılan araştırmalar göstermektedir ki, kilo kaybı ve genel sağlık durumunun iyileşmesi arasında bir bağlantı yoktur. Tüm kilo verme odaklı yaklaşımlar bizi aynı kısır döngü içerisine sokmaktadır.
Bu döngüleri yaşadıkça bedenimizin gerçek ihtiyaçlarını duymaz oluyoruz. Gerçekten aç mıyız? Tok muyuz? Canımız ne yemek istiyor? Ne yemeye ihtiyaç duyuyoruz? Bedenimizle ve yemekle olan ilişkimiz bozulmaya başlıyor. Sağlıklı olmak için çıktığımız bu yolda hem ruhsal hem fiziksel sağlığımız olumsuz yönde etkilenmiş oluyor.
Diyet kültürünü reddetmek, aslında sizin olana, bedeninize tekrar kavuşmak demektir. Bedeninizle ne yapacağınız sadece sizin sorumluluğunuzdadır. Kendinizi diyet kültürünün prangalarından kurtarmak, belki de uzun zamandır temasa geçmediğiniz bedeninizle tekrardan tanışma fırsatını verecektir size. Bedeninizi tanıdıkça ve bedeninizin isteklerine ihtiyaçlarına kulak verdikçe, bedeninizi sevmeye başlayacaksınız. Her kusuruyla, her kıvrımıyla… Unutmayın bedeniniz evinizdir.
Önemli Uyarı
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır, reçete niteliği taşımaz. Bir beslenme uzmanı ve/veya diyetisyene danışmadan hiçbir beslenme programını ya da diyeti uygulamamalısınız. Ciddi, kronik bir rahatsızlığı olanların kendi doktorlarına da danışmaları gerektiğini hatırlatalım.
Zayıf Olanı İyi, Kilolu Olanı Kötü Kabul Eden "Diyet Kültüründe" Beden... Tarifini Deneyenlerin Yorumları
1Sema Gerim 22 Ekim 2018 15:08